October 28, 2002
Anti-War Idiocy

Jumping the gun, eh?

There is no longer any such thing as a rational and reasonable anti-war popular movement. Not if they endorse slogans like:

"No Proof, No War" (What, have they been asleep for the last month and a half?)
"George Bush, you can't hide. We charge you with genocide!" (My GAWD. Not only have we not moved against Iraq yet, non of Bush's military actions are remotely, concievably, or marginally similar to genocide.)

In Washington, actress Susan Sarandon, who supports numerous liberal causes, accused Bush of having "hijacked our losses and our fears." Sarandon said terrorism could not be fought with violence and that most Americans did not want a conflict.

"Let us resist this war," Sarandon told the cheering crowd. "Let us hate war in all its forms, whether the weapon used is a missile or an airplane."


And here I thought the Left was against hate speech. Sure sounds like Susan hates someone. Maybe she should be given some multiculturalism classes to fully understand the underappreciated majesty of terrorist societies.

Keep on hatin', you guys. While I'm sure the collective condemnation of the Left is a frightening thing indeed, it certainly won't stop terrorism from occuring. This is pure pacifist stupidity.

Bush has made "regime change" in Iraq -- ousting President Saddam Hussein -- a policy of his administration.

Hey, Reuters! This has been US policy since 1998! Wake up!
In Washington, protesters called on Bush to spend the tens of billions of dollars that a war against Iraq could cost on social programs in the United States. They also argued that sanctions imposed on Iraq after its invasion of Kuwait in 1990 and the 1991 Gulf War should be lifted, blaming them for the deaths of hundreds of thousands of Iraqi civilians.

We wouldn't need the sanctions if Saddam and his ruling class weren't in power. Those sanctions might have been the difference between Saddam having a nuke now and him having a nuke in a year, even though they've put the citizens of Iraq though extreme hardship. Getting rid of Saddam would doubly improve their lot in that sense.

Another thing to look at here is that the protesters don't want an Iraqi war and they don't want Iraqi sanctions. How then, do they intend to curb Saddam? Through the UN inspections teams of course. Which takes us RIGHT BACK to where we started over ten years ago.

The pacifist Left can have no workable solutions for Iraq. They refuse to endorse the use of force and they have been railing against the economic sanctions for years. They put all their stock in the inspectors, but without military force to back them up, what good are they? Saddam isn't about to give them unconditional, at-any-moment access to every place, and that is the barest of minimums the US demands.



Posted by Drizzten at October 28, 2002 01:45 PM

ATTENTION: Comments are closed. You are viewing my old blog, archived for search engine purposes.
To view the new blog, please go to the homepage. To find the current version of this entry, search here.

Comments

Stockhomo-city turned to be a kind cultural capitol of the European Union (or the true circus of the ZOG lobbies)

**

Chapter -I-

**

Ekim baslari, 1998; BONNIERS&MURDOG gazetelerinde ortak baslik; "Dr. KIMBALL
yakalandı; tüm suçlar aydınlandı"...

**

Ekim ortalari, 1998; BONNIERS&MURDOG gazetelerinde ortak baslik; "Kilpayi kacti;
fakat Dr. KIMBALL yakalansa; sayisiz suçlar aydınlanacak"...

**

Ekim sonlari, 1998; BONNIERS&MURDOG gazetelerinde ortak baslik; "´Ülkeden kacti;
fakat Dr. KIMBALL yakalansaydi; tarihsel önemde jeopolitik suçlar aydınlanmis
olacakti... Kesinlikle böyle, uzamanlara göre... Uzmanlar, iste bunlar,
sunlar..."...

**

Saka degil, ayniyla aninda görüntülerden derlemeler, enstantaneler... Ancak, bu
popüler öyküde anlatılanların gerçek yaşamdaki birileriyle, sürüleriyle, kralın
Washington'daki kızıyla ilişkisi yoktur. Arada bazı adamların adları
benzemiştir; benzesin; raslantı olmuştur...

**

Bir sonbahar akşamı...... Yetkililer, kamera görünce açılıyorlar: -Yine mi?
Kamuoyu mu? "Vıewpoınt registration" skandalı komisyonu haftaya aktarılabilir;
bahane doğdu... Daha henüz yeni dışişleri bakanını bile yerine
yerleşrirememistik; hangi dosya hangi dolapta; dolapları-dümenleri
karıştırabilirdi.. Ohh, neyse ki, market basınımız sağolsun!

**

Bir hafta, yalnızca Dr. KIMBALL...

**

İkinci hafta...
El değdirmişken hani Noveç'i de düzeltme yoluna giriyor İsveç basını...
Expressen: "Oslo'da bir Viking blondinimizin yatağına giren Amerikan turistin
amacının cinsel olduğundan kuşkulanılıyor"; Aftonbladet: "Amerikalı turist
petrol zengini çıkınca modelimiz yakınmasını geri aldı; yalnızca parasal ödence
istiyor"; D.N.: "Utanmaz Amerıkalı zengin değilmiş; hatta bu sanık, Amerikalı
bile değil, Meksikalıymış; bıraktıran savcı, yeniden aratmağa başladı"; Sv. D.:
"Oslo'da yaşanan kabus, Stockholm,de yinelendi; Dr. KIMBALL, doktor değilmiş"...
-Peki ne doktoru? -Bankacılık doktoru! -Ne olur yani?
-Bankada hesabı yok! -!!! -Amerikalı da değilmiş!
-Neymiş? -Emigrant! -!!!

**

-Basın böyle diyor ama ya savcı tersini kanıtlama yolundaysa?! -Aaa! Yaa!
Uyarmak, uyandırmak biçiminde algılanınca tüm İsveç medyasını (nedense
savcılıkları ya da AIDS kliniklerini değil) arayanların gözü bantlı "şok
açıklamaları" sergilenmeğe başlandı: "En çok benimle yatmıştı!"... Yarın da
"Daha çok derin bir ilişkiyi ise benimle..." diyen Skaane sosyetesi...
Banliyölerde beleş dağıtılan gazetelerin ek sayfalarini bile çevirmeğe
yetişemiyor halk; bir
histeri... Halk, canlı gazete kesilmiş; fısıldaşmalar herkesçe duyulan biçimde
üretiliyor; Dr. KIMBALL'ın AIDS olasılığı derecesi 1 imiş..." Birinci
dereceden emeklilik, birinci dereceden hasar duymuştum da... Olasılığı da
derecelendirme; yani, ne demeli; deyimler dağarcığı genişliyor... Devlet tv
kanalları, normal çizelgelerini boşladılar; genel istek üzerine, kumar
salonlarını, Hard Rock dinleyerek Çin yemeği yenilen salonları dolaşıyor;
skandalın boyutlarını görüntülüyor... Nerelere girmemiş, kimleri kullanmamış bı
KIMBALL! -Bizleri karı-koca yemeğe çağırmıştı, diyor ağlamaklı
erkeklerden biri. Karımdan ayrı ben de bir avukat tuttum, ödence istemindeyim
diyor herif. Kameraman dayanamayıp soruyor: -Ama AIDS dediğin yemekle
bulaşmaz ki! -Ne yemeği, ne oyunu; yemekten sonra olandan endişem...
-Yani yemekten sonra odasına alıp sana da mı?! Gecenin konukları, koca
adamlar hıçkırıyorlar... Kamera da sarsılıyor...

**

Derken, fok balıklarını Rus denizaltısı diye çizip yutturmakta uzmanlaşmış İsveç
manipulasyon sanatçıları, yarı silyet-yarı artist bir eşgal afişi türetiyor...
Hemen herkes hemfikir; "Evet, ta kendisi, buydu beni mahveden!"
"Vur KIMBALL'a!"; afişlerin sokaklarda parçalandığına tanık oluyoruz...
KIMBALL bahanesiyle Iran'a nefret saçıyorlar... BONNIERS&MURDOCH doggy/piggy
enstrümanları, bir festival havasında bu beyin yikama günlerini
degerlendiriyorlar... Iran'a söverken de müslümanların terörist gösterilmesinden
Nazi isbirlikçisi diye yutturulmasına dek tüm nefret ve yalan hapları
yutturuluyor... Dagens Nyheter adli en büyük manipulasyon pacavrasinda Peter
WOLODARSKI adinda pir Yahudi propagandist, bir adım ileri gidiyor ve Sovyetler
Birligi bilim adamlarının hepsinin nükleer silah uzmanı olduklarını, Sovyet
bürokrasisi dagıldıktan sonra bunlarin Iran'da saklandiklarini, gizli silahlar
ürettiklerini ve hatta Mollaların aslında gizli Komünist olduklarini birkaç kez
yaziyor... Tekzip yayınlanmiyor dogallıkla (!); tersine, bu süper palavra
serisini destekleyen okur (!) betikleri yayinlaniyor... Sözümona, Iranlilar
belge yollayip WOLODARSKI piçini dogrulamaktalar... Ne iş; ne satellit şu Isveç
denen ZOG kukla krallıgı!..
Firsat bu firsat...

**

Üçüncü hafta...
Ölüm kol geziyor gezmesine de soran yok; "Ölen kim?"...
Stockholm savcılığı, yalnızca kendi makamına başvuran kadın sayısını seksen,
kocalarının sayısını doksan diye duyurdu...
Polisşefi, ellerinde yeterli sayıda Dr. KIMBALL fotoğrafı bulunmakla birlite bu
aşamaya gelmişken hiçbirini basına satamayacağını üzülerek açıklıyor. Ancak,
trafik polisi tüüzüğünde böyle bir engel bulunmadığından KIMBALL'ın ehliyet
başvurusua eklediği fotoğraf dışarı sızıyor... O da nasıl sızar diye
merak ederken bir İranlı tutuklu türeyiveriyor; "KIMBALL dediğiniz, gerçekte
İranlı Mehdi TAYYİP'tir; ehliyetini ödünç aldım da ondan yakalandım. Polisten
rıcam,aman ha beni tutuklayın!" Polis merkezi önünde ağlayan bu sahte şöföre
soruyorlar; "Herşey anlaşılır da, içeri girmek için niye yalvarıyorsun?"
-Cangüvenliğim için! Şu "Suçortağı" diye arkanızda bağıran kalabalık beni yer!
Polis de aynı kanıdaydı; sahte doktorun sahte şöför arkadaşı, içeri alınmakla
kurtarıldı. Durumu kritikti; örneğin, Norveç'te KIMBALL yerine bunun
fotoğrafları çoktan basılıp dağıtılmıştı.
** Dördüncü hafta... Bulana ödül! Sahte Dr. KIMBALL, İranlı
göçmen Mehdi TAYYIB aranıyor... Birbirini gammazlayandan da geç,ilmiyor;
afişlerin-fotoğrafların birbirine benzemediği bir yana, kim nerede göçmen görse
kuşkulanıyor (ya da fırsat u fırsat diyerek ırkçılık içgüdülerini doyuma
ulaştırıyor); çoğalmış olan insanavı örgütlerine sinyal veriyor. İnsanı
en yadırgatan birşey de Baltık denizinde yüzer genelevi olarak kullanılan
gemilerde afiş yapışmayan cam bırakılmayışı; kerhaneciliğin uzmanları "Namussuz
avı" düzenliyor denizde bile. Neredeyse kendi adları kapanmış; "HIVMANNEN"
okunuyor Viking Line yerine.

**

Beşinci hafta... Feministler yaşıyormuş; yeni gördüm... İranda kadınlar
kuma gömülüp taşlanırken sesi duyulmayan bu cinsler, ilk kez eşcinsellerle elele
yürüyorlar; İran konsolosluğuna karşı. İsveç krallığının kurdurduğu
göçmen derneklerinden sahte Iran siginmacilarin maskeli balo ve pankartlari da
kuyruklarında; Prostituion marketten gelen sözde göstericiler, elebaslari "fantasilösa persikor", yanibaslarinda sözümona destek gruplar, örnegin Import Riksförbundet temsilcisi rollerinde babalar, "Fantastisk Sveriges Iran related manipulation Network " agalari, arzi endam temekteler.... -Sizin de gösteriniz aynı güne mi denk geldi?
- Men NAku'luyam, diyor..
- Baba, Baku nerede, Tahran nerede?
Yutmayanlara aciklama haplari hazir... İran pasaportuyla gelmişmis; Azeri grubundanmış; demokratik anlayista (!) oldugundan buralara siginmak zorunda birakilmis... Ne denli demokrat kafada oldugu, elinde salladigi yagli urganla celisiyor...
- Bu ne yahu? Iranlilarda yok da sizin elinizde sallanan böyle?!
- Muradımız aynıdır; Mehdi sağ kalmaya; konsoloslukta saklıysa bize verile!
- Vardı da verildi diyelim; ne yapacaksınız?
- Linç edek!
- !!!

**

Spor yazarları, spor yazarlar sanırdım... İşlevleri, halkı tribünlerde tutmak...
Kitle psikolojisinin direksiyonu kesilmişler; biri şutluyor; "İran'da kadınlar,
erkeklere sevgilerini batılı anlamda gösteremediklerinden bazılarında tepki,
kadınhasımlığına dönüşebiliyor"muş. Pası kapan öteki kalemoyuncusu; "Namaz
kılmadıkça anası bunu pataklarmış; hemşerilerinden öğrendiğimce..." Üçüncüsü
frikikten gole gidiyor; "Göçmen bürosu tüzük değiştirmeli ve kadınhasımlarına
vize bile vermemeli!..." Düşünce salatasına maydanoz, kes kes at! Atıyorlar...
Emekli bir polis, ömrünün ilk (ve belki son) makalesiyle yazar yaşamına
atılıyor. Metroda beleş dağıtılan Metro gazetesi de onu başyazar olarak lanse
edip veriyor ve aslında bildiri olan bir yazıyı, köşeyazısı olarak okuma şansı
bulan yolcular da nükte gereksinmesini gideriyorlar. Sven Şarlokssin, İsveç'in
üstün ırk kadınşlarına ve o ırktan türediği için kutsal saydığı eşcinsel
kahraman gazi (AIDS gazisi) evlatlarına sesleniyor: "Buna deneyim derler; şak
diye silyet karikatüründen saptadım ki, bu göçmen, aslında kırkbeş yaşlarında
olkabilir ama makyaj hilesiyle 35 gösteriyor." Bir suç daha türetmeği başaran
Konstapel, kamuoyundan imza kampanyası, "kurnaz olan göçmenlere verilecek
cezaların ağırlaştırılması" ve daha neler bekliyor. Kovboy şapkalı bir
fotoğrafını makalenin başında ve sonunda olmak üzere iki kez yayınlatmakla da
yayıncılıkta bir ilki kıvıran tipe yakından bakınca onu bir kulüpten
anımsıyorum; amerikan zengini görünmek ve yaşını saklamak için zavallı, ne
kılıklara giriyor; biliyorum. Ne ilgisi var bilmem fakat, belki de ilk makale
coşkusundan, Ralph ODIN ŞARLOKSSION, yazısında birşey açığa vurma gereği duyup
bitiriyor; "Yani bazı erkeklerimiz de dudaklarını silkonla kalınlaştırdıysa ne
olmuş. Kızıyıorum öteki yazarlara.. Lütfen eleştiri okunu kendimize
çevirmeyelim. Mehdi KİMBALL'ın şeyine yağ sürmeyelim!"

**

Altıncı hafta... Dr. KIMBALL'ın New York'ta gömütü bulundu... AIDS'ten
mi ölmüş, sorusunu kapakta soran gazeteler, içsayfada açıklıyorlar; "Yok, çok
şükür, trafikten..." Kimin kime kamuoyu ya da detektif olduğu da
karışmış ki, bir grup feminist bir gemiye çıkarma yapıp saldırıda bulundu...
KIMBALL, gemi temizlikçisi olarak bu gemide çalışıyormuş. Kaptan, kendi
posterini asan muzip KIMBALL'ı saklamışmış; bulunmasa gemiyi batıracaklar...
Berlin duvarına saldırmağa giden eli çekiçli feminist görmüştüm de gemiye
saldıranını ususma bile getiremezdim... Aynı günde, türkçe yayınlanan ve
Almanya'da çok satan kürt gazetesi Politika bir fotoğraf yayınladı; kapitalizme
geçirildikten sonra dilencileştirilen yaşlı kadınlardan biri bir anayolda can
çekişiyor; süslü bayanlar onun üstünden atlayıp geçiyorlar... Fotoğrafın
altında, gemiye saldıran burjuva sapmasına çok kısa bir soru; "Feministler,
neredesiniz?"
Yok; orada bir alışverişleri yok!

**

Bir gemide bir İranlı yakaladılar; sorguluyorlar...
Durumu biraz karışık gibi fakat bereket versin ki çok çok gönüllü ve cinfikir
zekilikte cinsler de var... Ne hikmetse başka işleri de olmayan bu kesim,
geçimini nereden sağlar; soran da yok... Polisten fazla, onların sorguları
kamuoyunu çekiyor; çekmeyecek gibi de değil; -Her gemide, her ülkede
ayrı bir ad vermişsin; nereden bileceğiz Mehdi KIMBALL olmadığını. -Kim
olduğunu anımsayanlar çoktan yollandı; işkencedeler (yaşıyorlarsa). Ama siz bana
oturum verecekseniz he vallaha Mehdi ben'im; yakalayın! -Pazarlık mı yapıyor;
ala mı ediyor?! Senin bir evrakın bir eşcinselin evinde bulunmuş...
-Bulunur; beni orada evine alan bir o çıktı; ona ne cinsel olduğunu sormadım;
gemideki haplardan verdim o da karada kalacak yer gösterdi... -Kendi afişini
asmışsın gemilere... -Gemilerde bir hemşerimin yerine kaçak çalıştım; ne
iş olsa yaptım, temizlenecek kağıtları temizledim, "Bunlar asılacak" denilenleri
yerine... -Sana benziyoır sana... -Sana da benziyor... (Çevirmene
dönüyor) Yandan da buna... Başka bir yöntem deneniyor göçmen bürosu denilen
karakolda; "Yüzleştirme"... Bir-iki kadın bulabiliyor o sayısız
ünlülerden; onda da başka kuşkular doğuyor... KIMBALL'lığı çoktan benimsemiş
kaçak göçmen, imam istiyor; -Ne imamı; ne demek istiyor bu çevirmen? Ne diye
sarılıyor kadınların ayağına? -Kadınla yatan bendim; tövbe ediyorum ve
imam nikahıyla burada evlenmek istiyorum, diyor. -!!!
Laboratuvara yollanıyorlar... Kaçak göçmen, beş yıllığına geçici oturum
almağı, hekim raporuyla başarıyor; "Syptomları her ne denli olumsuz bir ipucu
vermiyorsa da sayrılığın beş yıl gizli kaldıktan sonra da ortaya çıkabildiği
olgular gözönünde bulndurularak..."

**

Yedinci hafta... İran
konsolosluğundan uzun bir yanıt geliyor; aşağıda adı geçen illerimizde,
köylerimizde "Mehdi ve Tayyip"ler listelenmekte olmasına karşın, Mehdi TAYYİP
diye tek bir kimse bulunmadığı, İsveç makamlarının bilgisine... Yoksa yok,
nüfu sayım listesini eklemeğe gerek ne; çevirmenin cebine de yarıyor, ne
bereketli bir kovalamacaysa...

**

Sekizinci hafta... Artık birileri "gen-kodified" armut gibi olmuştu...
Kimse,
işsizler işsizliğnden yakınmıyordu (duyan yok), korrupzionism yönetimi
gören-gösteren yok; krediler oluk oluki soran yok... Arada afişler
değişiyor o kadar... Olmaz olmaz demiyroum o günden beri; bir Polonyalı
yakalandı; bu son sahte Dr. KIMBALL gerçek; öteki gerçek lanse edilen
KIMBALL'lar sahteymiş gerçekte... Çöp karıştırıp kağıt atıklarında,
konteynerlerde yatan bir kaçak köle işçi, kafasını çalıştırıp rejime uymuş;
bulduğu bazı kağıtlara kendi fotoğrafını yapıştırarak kendini yenilemeği
denemiş. Bir köpeğin gezdirmesi sayesinde insan yüzü de görebilen bir Mormor
Lotta , kendini yenileyen Janusz Gestapowski'yle köpeği aracıloığıyla dialog
kurunca yolları birleşir. Sambo olurlkar, isveç tradıtıonları gereği. Yani resmi
anlamda bilinen tüm evlilik kuralları dışında ama evli gibi bir çiftleşme.
Mormor Lotta, köpeğinden sonra ikinci bir genç yaratıkla başka nasıl iliki
kursun; öpüp de başına koyar. Janusz da konteyner yerine daha küçük çapta ve
yağlı bir döşeğe atar kalıbı. Amerikada yıllar önce ölen birirnin
evraklarına fotoğraf yapıştırmak ve kapağı Stockholm'e atmak, Janusz'un kusuru
mu; Göçmen Dairesi'nde samboo kaydı yapan görevliye soruyorlar: -Sambo
başvurusnda bulunanlardan biri yabancıysa bir tüzüğe göre onun ülkesinden
açıklama istenmiyor mu? -İsteniyor da, bizim Lotta bundan hoşnuttu...
-Diğer Lotta'lar Alman kalıntısı mı? Adam Türkiye'den olsa sormaz mıydınız?..
-Soruluyor da bu adam, Türk ya da Rus değil, Amerikan denilince, yani ... -Yani
bu McDonald's a giren delidana eti havalesi gibi girdi?! Konu iki noktada
düğümlenmekle küçülmeğe yönelmişti... New York'ta gömülü olan mı gerçek KIMBALL,
Janusz da olduğu sanılan mı? Bir sorun da ödence bekleyen sayısız İsveçli
kadınla onları kullanan ve kullanılmış baylar, diyor bir avukat. Çünkü ödence
umuyorlardı... Nesini alacaksın Janusz gerçekten kendi kendisiyse? Derken
bir göçmen avukat sahneye çıkıp sürüyü ürkütmesin mi; "Janusz, İsveç'e sağlam
gelmişken AIDS'lilerden virüs kapmış olabilir. KIMBALL'la yattım diyen şimdi
beri gelsin; meteliksiz mağdur müvekkilime bir hasım arıyorum!" deyince Mormor
Lotta da içlerinde olmak üzere, "İlişkiyi ilerletmemiştik; zaten lesbiyenim!"
diye çilyavrusu gibi dağılmasınlar mı?! Stockholm'deki karakol laborantı işlevi
gören Karolinska seksiyonu, kuşkulu bulgularla oyalansa da Janusz, Varşova'ya
bir gitti geldi; on çeşit belge elinde: AIDS virüsü taşıyor... Hadi bakalım;
Polonya en birinci E.U. adayı; sıkıysa reddet raporlarını!

**

Avukat da fırsatı yakaladı ya; saat başı basın açıklaması: "Sanıklık aşamasında
sanığın fotoğrafını basan redaktörler de ödence öderler..." Son açıklama
elbette; o da bindiği dalı kesince, film kesildi...

**

Dokuzuncu hafta...
Kitlelerin beynini KIMBALL maskesi altında anti-muslim koşullanmalarla yıkayan
BONNIERS medyası, elemanlarına ödüller yağdırıyor.. Bu arada, Iskandinav
kültürüyle alay edip bir çeşit dolandırıcılıkta performans sağladıklarının da
elbette bilincindeler... Hızlarını alamamış olacaklar ki, kültürel
manipulasyonda da Isveç'i (özellikle bu yil, açıktan açığa) bir laboratuvar
olarak kullanıyorlar...
Örnek çok... "Skandal" ortak puntolu tüm İsveç (pardon, Siyonist satellit
laboratuvarı, demek daha uyarlı) basını: "Skandal; bu yıl, Stockholm, E.U.
yönetmenlerince Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmişti; yıl bitiyor, tek ciddi
etkinlik yok!
Biri, yılın sanatcısı seçildi; Israil doğumlu Isveç yurttaşı(!); sergiler açtı,
bir alanda; içine ettigi donları boklu boklu astı ve buna sanat yapıtı denilerek
tam sayfa yer veren BONNIERS media görevlileri, başardılar...
Sorumlular, kültürden ne anlıyorlar, nelerle uğraşıyorlar! Sorumlu kim? Kültür
bakanlıgında rüşvetten dosyası bulunmayan tek temiz görevli yok... Bakanın
kendisi, sosyal demokrat partiye sızmış bir Mo$$ad artığı homosexual orospu,
evangelian fasist... Artik, ne kültürü, ne etkinliği olur böyle bir sirkte;
öngörmek zor degil!... Sorumlu, sözcüğü lüks kaçıyor...
Evet; bir yerde "Skandal!"...
- I remember!.. It's true!.. European Union accepted this glamorous circus as
a-year-long capitol of system and in 1998, Stockhomo-city turned to be a kind
cultural capitol of ZOG laboratory, nothing else!..

**

Chapter -II-

Ekim baslari, 2004; Tahran'da bir halicida turistlerle bulustuk, biri hemserim...Söz döndü dolandi Dr. KIMBALL'e geldi nedense... Arkadasa, onunla karsilasmami anlattim.. Bayildi saskinliktan ve soru üstüne soru yöneltti...
- Evet, dedim; bir zamanlar BONNIERS&MURDOG gazetelerinde ortak basliklarla aranan; "Dr. KIMBALL" Mehdi ile bir restoranda, hemen su kösebasinda, raslantisal karsilastik; tüm "process" aydınlandı...
- Buldun ahlaksizi?!
- Evet, ahlaksizliktan sabikali!.. Fakat "buldun" sözcügü yanlis, aranan biri degil...Hatta ayni hatayi ben de yaptim ve gülerek acikladiu bana..
- Neyi!..
- Sabirli ol; söyle bir kiyiya-köseye oturalim önce, kimse kulak dikmesin de...
- Anlat artik!
- Yemin de ettirdi ayrintiya girmesem; fakat ben ipuclari atayim sen birlestir...
- Masal gibi sey et sen canim!..
- Zaten öyle!.. Gencliginde USA'da calismis; Iskandinavya'yla ilgisi, mal tesliminde ayakislerine baktigindan oraya-buraya gönderilmesi..
- Ne mali; ne is?
- Orasini bilmen gerekmez...
- Arandigindan haberdar mi?
- Kim ariyor sen de yahu? Ben de gazetelerden söz ettim... Cok güzel bir yanit verdi "Gazeteciler interpol mü?" ve ilginci, "O gazetelerin redaktörlerinin hepsi en az bir kez Iran'da konuklamis adamlar ve hatta en biberli yazilar yazanlar da Iran'a geldiklerinde onun evinde...
- Ne diyorsun yahu!..
- Evet, adami baska nasil ayrintili anlatabilirlerdi, dis fircasina, ayakkabi markasina dek; ben gazeteci degilken ilgimi cekmisti dogrusu...
- Ne is ceviriyor da evinde Bonniers elemanlari...
- Sabirli ol, ticaret; dedik ya!..
- Birak be!.. Bir zavalli siginmaci, hadi social-servislerden yardim almis, sahte taksicilik yapmis göcmenmis, nereden kredi almis da beynelmilel ticaret falan?..
- Onu söyleyebilirim; en azindan senin cok iyi bilecegin üc yerden hem de karsiliksiz kredi almis; biri CitiGroup, ikincisi AIPAC ve ücüncüsü de Raoul WALLENBERG holocaust dalaveresi vakfi...
- Wow!.. Aranildi masalina bak, ödülüne bak!.. Gercek ermis mehdi olsa Tanri bunca gülmez adama!.. Peki Iran'da cezalar agir degil mi, burada sabikali demedin mi; bu kadar "ünlü kriminel" bir adam bu ülkede bu denli özgürce... Kafam almiyor gercekten...
- Anladim neden sasirdigini; anliyorum seni!.. Polisle de konustum ve onlar da cok iyi tanidiklarindan yine ayni keyifle acikladilar..
- Keyifle?!
- Yani gülerek ve hatta bazan Mehdi'ye aciyarak... Sacmaliga ben de güldüm... Bak bir kez, adam, kumar oynatmaktan ve yatakliktan basilmis, bir sucüstü durumunda yargilik ötekileri tümüyle serbest birakinca ortada bu kalmis; herkes, hatta en kati polis bile acimis... Bir bu kalmis dokunulmazligi olmayan keci ortada...
- Anlayamiyorum!.. Digerleri de ayni suctan tutulduysa niye yalnizca Mehdi kalsin ki, ben de yargic olsaydim.. yani... Pardon, digerleri kim?..
- Diplomatik dokunulmazligi olan ticaret pardon sucortaklari; su karsidaki konsoloslukta yatan-kalkan ve komsu ülkelerden gelen diplomatik pasaportlu bazi "konuklari"...
- Su konsolosluk hangi ülkenin?
- Ìsvec?
- Vaaaaay!... Lambalar yeni yandi!...
- Aydinlandin!..
- Hem nasil!.. Anladim!.. Yeterince anladim... Birak bu cins adamlari be..
- Adam madam!.. Sen carkin isleyisine bak!.. Gelelim Shirin EBADI'nin Nobel ödülü hak ettigi (!) masalina...
- ?!


**

- the end-

***


About the Cultural manipulation industry of the ZOG-lobbies, Zionist
Occupational Gangsters worldwide:

http://f27.parsimony.net/forum66280/messages/17464.htm

Selected evidences on the Brainwashing methodes of judaized Imperialism:

http://webmasterim.com/zd/zd.php?kullanici=iskece

http://www.smjg.org/guestbook.php?75daab745d36a46c9fbefc019b719a7b


http://valentinesdesigns.com/wwwboard/messages/29786.html

Posted by: U. Jan KERKUKIAN on December 7, 2004 06:39 AM
Post a comment
Name:


Email Address:


URL:


Comments:


ATTENTION: Comments are closed. You are viewing my old blog, archived for search engine purposes.
To view the new blog, please go to the homepage. To find the current version of this entry, search here.

HTML formatting is disabled. However, you may post a raw URL as it will show up as a clickable link.

Comments are the property and responsibilty of the commenter.

I reserve the right to delete any comment I wish as this is my property you are commenting upon, but I'm pretty laid-back so it isn't likely to happen unless you are some psycho idiot jerk. Oh, and unless you have my permission to promote your good or service, you are wasting your time: unsolicited advertisements will result in comment deletion and URL banning. This blog ain't for you spammers or the crap you want to sell.


Dislike the format, layout, color, or having a hard time reading the text? Comment here and let me know what you think.

Remember info?



Back to the top